Ülkemizde Yazı Yazmanın Zorlukları

Merhaba!

Yenilenen sitemdeki bu ilk blog yazımda, sizlerle 1997 yılında başladığım yazarlık hikâyemi paylaşmaya çalışacağım.

Öncelikle hikâye, şiir veya deneme türünden kısa eserler yazmaya kıyasla roman yazmanın çok farklı ve kesinlikle çok daha zor bir deneyim olduğunu vurgulamam gerekiyor. Bunun temel sebebi olarak, roman kurgulama esnasında çok fazla kişi, olay ve yer hakkında tutarlı bir bütünlüğü korumak gerektiğini söylemeliyim. Romandaki her karakter, anlatılan her olay, olayların geçtiği yerler tüm roman boyunca (burada yüzlerce sayfadan bahsediyorum) tutarlık içinde olmalı ve gerek kronolojik olarak, gerekse olay örgüsü açısından kendi içinde çelişmemeli ve tüm roman dâhilinde bütünlüğünü korumayı başarabilmelidir.

Şayet aklınızda roman olabilecek ilginç bir konu varsa, bu konuyu yazılı olarak başkalarıyla paylaşmak gibi bir niyetiniz mevcutsa ve son olarak en azından bir kalem ve bolca kâğıdınız varsa, roman yazmak için önünüzde zorlu bir maraton dışında herhangi bir engel yoktur…

Yanlış!

Haftalar, aylar (hatta bazen ilk romanım Temas’ta olduğu gibi yıllar) süren uzun bir maratonun sonunda roman olarak adlandırabileceğiniz bir eseri tamamladığınızda, aslında yolun sadece başında olduğunuzu idrak etmek için sadece birkaç hafta geçmesi gerekecektir (Burada kendi yayınevine sahip olan veya bir yayınevi kurabilecek durumda olan yazarları tenzih ederim).

Asıl zorlu süreç şimdi başlamaktadır; binbir güçlükle yazmış olduğunuz romanı bastırmayı başarabileceğiniz bir yayınevi bulmak imkânsız olmasa bile, imkânsıza yakındır. Özellikle ülkemizde bir kitap yazmış olan çiçeği burnunda yazarların, yazmış oldukları eserleri yayınlatma konusunda hemen hemen hiç şansları yoktur. Yapabilecekleri en olası yaklaşım, bedelini ödeyerek basım yapan yayınevlerine müracaat ederek, kitaplarını bastırtmak olacaktır.

Maalesef okuma oranının bu kadar düşük olduğu ülkemizde, yayınevi idarecilerinin yeni bir kitap basmak için neden çok da hevesli olmadıklarını anlamak hiç güç değil. Bu durum, roman (veya herhangi bir edebi eser) yazmak isteyen yazar adaylarının şevkini kıran en önemli etmendir.

Bu gerçekler doğrultusunda, gerçekten okunacağına inandığınız bir eser ortaya çıkardıysanız ve bu eseri herhangi bir yayınevi editörüne okutmayı başarıp, onun da onayını alabildiyseniz, bu durumda eserinizin piyasaya sürülmesi konusunda ufak da olsa bir şansınız var demektir.

Kitap yazmaya yeni başlayanlar veya niyetlenenler için oldukça iç karartıcı bir yazı olduğunun farkındayım, ancak ülkemizin gerçekleri maalesef bunlar ve orta-kısa vadede değişecek gibi gözükmüyorlar…

Çok daha iyi koşullar ve okuyan bir Türkiye’de beraber olmak dileğiyle şimdilik hoşça kalın.

This Post Has One Comment

  1. Teknoloji ilerledikçe okuma ve yazma oranı neredeyse tek haneli rakamlara düştü. Maalesef artık insanoğlu okumak yerine teknolojik alışkanlıklara yöneldi. Okuma alışkanlığının artması, okuyanın yazması, yazanında okuması dileğiyle, sevgiler…

Bir cevap yazın